« Önceki |

26/9/2008

Sus Gönlüm..Bir Elif Mikrarı Sus..

 

Efkâr dolu gönül sustuğu vakit, bir nâme duyulur; yalnızlar esas yalnızlığa, duygular düşlediği rüyalara, dil konuşma özlemi duyduğu sevdalara savrulur… mühür vurulur Ayın’a, çıkarılır Şın alfabeden, hüzne bırakılır Kaf belirsiz sinelerden…

Ve bir ses duyulur, bir dize fısıldar inceden;

“Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle iktidâ
Zümre ehli hakikat ânı kılmış muktedâ.”

Şimdi…
_________________________________

Sus gönlüm…

Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm…

Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakk’a karşı yanlış kelâm çıkmasın.

Sus gönlüm…

Bir elif miktarı sus… Az kaldı bahara.

Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım…

İnan bana…

Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…

Sus gönlüm…

Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…

Sus gönlüm…

Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.

Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm…

Her susuşun bir cevap olsun.

Her susuşun, sabrın olsun.

Her susuşun, duan olsun.

İçten yakarışının adı olsun susuşun; bekleyişinin, umut edişinin, inancının…

Özlediğin şeylerin vurgusu olsun, susuşun…

Sükûta ses, bîçâreliğe çare olsun…

Sus gönlüm…

Mahmut Sayar

 

 <_script /><_script />



 

11/3/2008

Kanatsız Sevda..

 

 

 

Ne desem anlatır yaralarımı?
Anlar mı maşuk, âşıkın hâlinden hiç…

Giden bahara takıldı kanatlarım, elimde kalan tüylerim; elimde kalem… Yazdıkça tükenir allı-pullu anılarım. Her kelimem uçuşur anlam arayışlarında… Ne desem aynı efsunda kayıp…

Turnaların zulmüdür, gözyaşlarıma sebep… Özgürlükler içinde esir çırpınışları, kıskandırır mı beni! Lakin rüzgâr; sevdiğim, oynaşıp da yalan sevdalarla, kırmasa belimi.

 

Ben… Çok sevdim.

Kanatlarımı bahar aldı.

Yoksa kalır mıydım, ihanetlerine seyirci!

Bilirim, rüzgâr sığmaz haneme, kanatsızım artık taşımaz beni seması. Biçare vuslatlara düşmüş nasibim… Ama söyleyin ne olur, aldatmasın beni işveli turnalarla… Ben çok sevdim. Kanatlarımı bahar aldı.

 

Türküler söylerim, sonbaharı getirsin bana diye. Bu aydınlık canımı yakar. Güneş, neden parlar bu kadar? Solsun semamı kapatan bu yapraklar! Ah… Yangınım! Küllerimi bırakmaz ateş. Rüzgârım, vefasızım, es ki sönsün beyhude çırpınışlarım.

 

Atmacalar uçuşur başımda. Korkar mıyım, ölümden? Kaç sofra kurduk Azraille, kızıl seherlere… Yâr her gün atlarım aklımın uçurumlarından. Lakin anlamam, neden taşırsın atmacaları başımda? Zulmün kimedir? Hüznün kime? Ben çok sevdim. Vuslatlarımı bahar çaldı.

Ah vefasızsın sevdiğim, ben de seni böyle sevdim. Anla ki ne sema da ne yerde, özgür değilim. Bahar eski dostumdu, "gör" dedi, "rüzgârın ihanetini". Bilemedi, seni ben seçmemiştim. Kader dedikleri faili meçhul, beni çok önceden vurmuştu senle.

Ben sadece sevdim
kırıldı hâkimlerin kalemleri…
Yokluğunun köhne müebbedi bana düştü.

t.e

4/11/2007

GöZüMüN NuRu..

 

 

 

 

 

Hey gidi güzel günler acısıyla tatlısıyla yaşadığımız o güzel  günler..

beraberce bakışlarımızı diktiğimiz gelecek günler, ne de çabuk geldiler..

 

Hayat, son bulana kadar yürümek zorunda olduğumuz bir yol işte..

koca bir derya,

geçmek için çaba sarf ettiğimiz..

bu yolculuğu kolaylaştıran en önemli şeyde uğradığımız,

bazen uzun süre kaldığımız,

bazen çok kısa durduğumuz,

bazen çok soğuk,

bazen de  çok sıcak ,

alışların ve verişlerin olduğu o güzel limanlar..

ve sonunda hep yola devam etmek adına mecbur ayrılışlar..

 

gözümün nuru !!

 

ben bu limanda ilk kez daha önce hiç tatmadığım güzellikler aldım..

öyle güzellikler ki bunlar,

bir gün ayrılık vakti gelecek diye ,

yolculuğumun her anında yanımda olsunlar diye

ceplerimi tıka basa doldurdum..

ellerim ceplerimde ihtiyaca göre çıkarıyorum gerekenleri..

 

gözümün nuru !!

 

sen buram buram içime çektiğim o mistik hava..

sen yanık kokularında kendimi kaybettiğim huzurum..

sen eteklerinde mis kokuları barındıran heybetli dağ..

sen zifiri karanlıklarımın nurlu şamdanı..

sen sessiz ve dilsiz yarenim..

 

şimdilerde başımı her geçmişe döndürdüğümde içimi ılık bir meltem kaplıyor..

gözlerim ağlamaklı ama tebessüm dudağımdan eksik olmuyor..

her ayrılık acı verir insana ama ilk kez severek ayrılmanın

haklı sevinciyle kendime teselliler buluyorum..

geçirdiğimiz her zamanı yaşanmış en büyük kar sayarak

 gönlümü serin tutmaya çalışıyorum..

 

yalnız bir tek şey var

süleymaniye’nin öksüz mahyaları!

ve fatih camiinin avlusundaki gözü yollarda kalan garip kediler!

Bir tek onlar yakıyorlar canımı..

he birde klavye’nin tuşları..

yazamıyor artık.. :(

 

güzel olan anlamı olan hangi şeyi unuta bilir ki insan..

ayrılık nasıl olursa olsun hangi gönlü yakmaz ki..

hiç beklemediğimiz anda vurur ayrılık bizleri denir ya hep..

oysa ben  bir arada olduğumuz her an bunu hissederek yaşadım gözümün nuru..

                 ayrılık bir gün kapımızı çalacak diye , yetmedi zamanlar bana o tarihlerde..

neyse ki çok güzel günler yaşadık biz seninle.. işte bütün bunlar için

yaşadığımız güzellikler için sana çok teşekkür ederim..

Rabbim seni cennetine hapis etsin derdin yaaa

senin hapis hayatın hiç bitmesin oralarda emi gözümün nuru..

 

 

şunu bil ki buralarda sana her daim dua eden birileri var..

nerelere gidersek gidelim nerede, kiminle olursak olalım

sen hep yüreğimin derinlerinde benim mübareğim olarak kalacaksın..

ve ben her gece dualarımı gökyüzüne  salıp

senin bulunduğun yerlere göndereceğim..

 

 

heyyy gidi gözümün nuru..

 

yine bir doğum günü zamanı işte..

nice doğum günleri geçirdik beraberce

ve inşAllah daha nicelerini geçireceğiz..

 

İYİKİ DOĞDUN MAVİLALEM VARLIĞINA BİNLERCE ŞÜKÜRLER..

 

kelebek..

 

23/10/2007

KiMiN uMRuNDa YaLNıZLıĞıM...

 

 

 

Bir yanı "eksik" kalan sevdalara...

 

 

 

 

 

 

Gün, aydınlığın yelesine tutunup şafağın kızıllığından geçerken

önce kuşlar uyanır uykularından sonra ben uyanırım

soğuk yalnızlığımdan sessiz sedasız

 

Dört bir yanını sevda saranlar arasında olsam da

kimin umurunda yalnızlığım

Çöl sıcağında kutuplara düşmüş gibi

yüreğimin üşüdüğü kimin umurunda

Ne baharlar yaşamış ve ne yazlar içinden geçmişim oysa

 

Kibrit alevine benzeyen

bir göz açıp kapatmak kadar kısacık zamandaki yaşamım

yangınlar içinde kavrulup, küle dönmüş kimin umurunda

Kimin umurunda bir solukta gençliğimin tükendiği

ve içten içe yalnızlığın bedenimi kemirdiği

delikanlılığımın aynalarda kalışı kimin umurunda

 

Saatler delicesine yarış içinde koşar

ve günler birer birer eksilirken takvimden

benim yalnızlığım çoğalır kimin umurunda

Kimin umurunda gri bulutlar altında akşama sığınırken koca kent

göz bebeklerimde şafakların doğmadan batışı

 

Önceden sevdalara gebe toprakta gizlenen tohumun gücü vardı yüreğimin

şimdi ıslak kaldırımlarda yaşlı çınarlara benzer voltalar atıyor adımlarım

Dilimde yarım kalmış şiirler ve yüreğim çaresiz gelgitler içinde iken

siyaha kuşanmış tekmil renkler kimin umurunda

 

Kimin umurunda gözlerimdeki bu katran karası yalnızlık

 

Ve biliyor musun

‘bu masum yalnızlığımın’ gelişinle biteceğini

biliyor musun

 

 

 

Atila IŞIK

14/10/2007

Fincanın Ummana Sevdası..

 

 

 

 

Sevgili,Korkuyorum…
Seni bulamamaktan, bulduğumu sanmaktan, bulup da kaçırmaktan, bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum. Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak…

 

 

“Bulma”yı umut etmekse; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım…

Sana kavuşmak ne kadar “var olmak”sa benim için, seni kaybetme korkusu o kadar “yok olmak”.

 

Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede, nasıl biter, murada erer-miyim bilmiyorum…

 

 

Sevgili, içimde gamlı bir sonbahar ezgisi…
Hasretim dağlarca omzumda…
Hasretim, ağzından alevler saçan ejderha…

Ah, bu ince sızı!
Ah, “bu sebepsiz hüzün”!
Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan,
Adını bir türlü koyamadığım kara sevda…
Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil.

 

 

 

Sevgili,

Demişsin ki:
“Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”.

 

Kalbime baktım minicik bir fincan,


 

Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman.
Fincan denize müştak, ummana sevdalı…
Aşkın, yaralı kalbime şifa…
Aşkın çok ağır…

 

 

Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil…
Bana senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…
(Âmin)

 

Hatice Kübra TÜZÜN